Sandık Kokusu & Derya Sucukçu
Bu haber 1832 kere okundu.

Sanat günlerimden bir gün;

İzmir Tabip Odası Konferans salonunda gezdiğim sergi beni eskilere götürdü. Adı üstünde “Kanaviçe “geleneksel bir el sanatından modern galerilerin başköşesine taşınan devasa bir sanat formuna dönüştü. Sergilerde bu motifleri birer tablo gibi işleyen sanatçılar, sadece iğne ve iplikle değil; hafıza, sabır ve yenilikçi bakış açılarıyla hikâyeler anlatıyorlar.

Bazı modern sanatçılar, kanaviçeyi piksellerin fiziksel hali olarak kullanarak devasa portreler yaratıyor. Uzaktan bakıldığında bir fotoğraf kadar net görünen bu eserler, yaklaştıkça binlerce minik çarpı (X) işaretinin birleşiminden oluşan birer matematiksel mucizeye dönüşüyor.

İnsan yüzündeki duygu ifadelerini, ten rengindeki geçişleri ipliklerin gölgelendirmesiyle (blending) yakalamak.

Sergilerde sıkça rastlanan bir diğer konu ise tarihi yapıların kanaviçeye aktarılmasıdır. Örneğin, İzmir’in sembolü olan Saat Kulesi gibi ikonik yapılar, ince işçilikle kumaşa dökülerek mimari zarafet ve el emeği birleştiriliyor. Bu eserler genellikle “zamanın durduğu anı” temsil eder. Mimari ve Şehir Hafızası olarak beynimizde kalır.

İşte modern kanaviçe sergilerinde iz bırakan ve bu kadim sanatı yeniden yorumlayan o muhteşem yaklaşımları bize sunan yine bir kadın girişimci sayın Dr. Neşe Ekinci’nin sergisindeyiz…

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1977’de Bornova Anadolu Lisesinden, 1983’de Ege Üniversitesi Tip Fakültesinden mezun oldum. Mecburi hizmetimi İzmir Karaburun ve Çankırı Merkez Sağlık Ocağında tamamladım. 1986 yılında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi patoloji kliniğinde başladığım ihtisasımı 1989 yılında tamamladım. Aynı hastanede baş asistan ve klinik şef yardımcısı/eğitim görevlisi olarak toplam 38 sene çalıştım ve 2024 yılında 41 yıllık mesleğimden emekli oldum.

Kanaviçe ile hikâyeniz nasıl başladı?

Ortaokul yıllarından bu yana geleneksel Türk Sanatlarından kanaviçe ile yakından ilgilendim 53 yıl süresince geleneksel motifler yanı sıra değişik kaynaklardan aldığım desenleri çalıştım. Çok sayıda karma sergiye katıldım ve üç kişisel sergi açtim.2025 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığından uzun ve ayrıntılı bir değerlendirme süreci sonrası “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” unvanı aldım.

Bize ilk serginizden bahseder misiniz?

İlk sergim “iplikler Boyamız, iğneler Fırçamız” karma eserlerden oluşmaktaydı. Sonraki sergilerimde ise Temel bir konsept belirleyerek kanaviçeye farklı bir bakış açısı getirdim.

“Kanaviçe İstanbul” sergimde İstanbul’un kız kulesi, Ayasofya, Haydarpaşa gar, Galata kulesi, Dolmabahçe Sarayı, tramvay, şehir hatları vapuru, Saint Antoine Kilisesi ve boğaz köprüsü gibi simgelerini yaptım. “Kanaviçe ile Tip” sergisinde ise organ ve dokuları yaparak hemen her tıbbi uzmanlık alanına ait bir desen çalıştım.

Ünlü eserleri kanaviçe ile hayata geçirmek nerden aklınıza geldi?

Viyana’da Gustav Kılimt’in Öpücük tablosunu gördüğümden bu yana içime düşen ünlü eserler kanaviçe ile yorumlansa nasıl olurdu sorusu sayesinde “Kanaviçe ile Ünlü Tablolar” sergisi ortaya çıktı. Sonuç olarak dünyaca taninmiş ünlü ressam ve tablolardan belirlediğim 15 tanesini yorumladım.

Gelecekteki hayaliniz nedir?

Gelecek için hayalim; bu ülkede bir kanaviçe müzesinin açılmasına ön ayak olmak ve bu geleneksel el sanatının yeni nesillere aktarılarak yaşamasını sağlamak.

Umarım hayaliniz gerçek olur. Gelecek nesil pek kanaviçe nedir bilmiyorlar. Bana göre Kanaviçe, sadece iğne ve ipliğin buluşması değil; bir sabır terbiyesi, dijital dünyanın hızına karşı verilmiş en zarif “yavaşla” komutudur. Genç neslin ilgisini bu geleneksel sanata çekmek için “sandık kokusu” imajını biraz modernize etmek gerekebilir.

​Gelecek nesille kanaviçeyi sevdirmek ve bu mirası aktarmak için izlenebilecek bir yol haritası anneannelerimizden kalan o klasik gül motiflerini alıp onları parçalayarak veya dijital bir bozulma (glitch) efekti vermek. Bu, “geçmişin mirasını bugünün diliyle konuşmak” diyebiliriz.

Kullanım alanlarını güncelleyerek Kanaviçeyi sadece oda duvarındaki kasnaklardan çıkarıp günlük hayatın içine sokun eski bir kot ceketin arkasına, bez çantalara veya sneakerların yan yüzeylerine küçük işlemeler yapmak.

Kanaviçe işlenebilir telefon kılıfları veya laptop kılıfı detayları teknoloji aksesuarları olarak “Dijital Detoks” Vurgusu yapın çünkü; Z kuşağı ve Alfa kuşağı yoğun bir ekran mazuriyeti altında. Kanaviçeyi onlara sevdirmeliyiz. Zihinsel sağlık acısından odaklanmayı artıran ve anksiyeteyi azaltan bir meditasyon yöntemi..

Somut Başarı gün boyu dijital ortamda kaybolan emeğin aksine, günün sonunda elde tutulabilir, somut ve kalıcı bir eser üretmenin verdiği tatmin duygusu iyi gelecektir.

Bir kuşak işler, diğeri hatırlar; ama gerçek sanat, o ipliğin ucunu birlikte tuttuğunuzda yaşar.

Sevgilerimle…

Derya Sucukçu

728×90 – Üst (1)
160×600 – Sol Kayan
160×600 – Sağ Kayan