Yine eski zamana düştü bulut gönlüm! Özledim…
Kerpiç duvarları, tuğla ve beton sokak aralarını, hele de en çok o duvar yazılarını:
“Ali, Ayşe’yi seviyor!”
Sahi, hiç gördünüz mü? Ben artık görmüyorum o yazıları.
Oysa orada hepimizin mahcup sevdaları, utançları, umutları vardı. Ali vardı, Ayşe vardı, yanımızdaydı. Sesimizin sahibi olan yazılar…
Şimdi duvarlar sustu. Sevgi sustu. Aşk sustu.
Deli bozuk… Parmak ucunda sanal hayaller, parmak ucu sevmeler başladı. Hani aynaya bakmasak, yaşımızı bilmesek… Sevginin varoluşunu, yediveren çiçekler gibi tekrar tekrar açan hâlini bilmesek… Ya da ta gözlerinden, yüreğinden, derinden sevilmesek… Belki de inanacağız bu dijital söylemlere.
Neredesin, mahcup çocuk?
Hangi beyaz atlıyı bekliyorsun, Ayşe?
Sahi, Ali artık Ayşe’yi sevmiyor mu? Duvarlar yıkıldı mı? Sevdalar dijital platformlara mı taşındı?
Sahi… İçten içe sevdalar öldü mü?
Ya Rab, ruhuna Fatiha Ali’lerin, Ayşe’lerin…
Kıymet Şahin












