Üzerimde siyah ipek bir sabahlık vardı; kuşağı kendiliğinden çözülmüş gibi yarı açık, nefesimle birlikte kımıldıyor, gölgelerin içinde yırtık bir sır gibi dalgalanıyordu. Sessiz bir rüzgar arkamdan beni itiyor, binanın arkasındaki boşluğa doğru sürüklüyordu.
Durduğum yerde birden sıcaklık hissettim. Bacaklarımın arasından ağır bir et parçası kopup karanlığa düştü… Beton zemine çarptığında çıkan ses duyacağım sesin aynısıydı. Düşerken havayı yırtan o korkunç ağırlık… Rüyanın içini bir anda ölümün soğukluğu doldurdu.
Arzu, binaları gizleyen ağaçlar arasında hafif bir kıvrım çizen geniş yoldan hüzünlü bir gülümseyişle yaklaşıyordu. Masadan bir sandalyeyi çekip yavaşça karşıma oturdu. Kendi kendine konuşur gibi” Ne kadar sıcak” dedi. Gözlerinin derinlerinde bir tedirginlik vardı. “Neyin var, iyi görünmüyorsun. “dedim.
Biraz sessizlikten sonra dudakları zoraki kımıldadı; “Merve” dedi. Yeni bir arkadaş edinmiş. Günlerdir bizde kalıyor. Konuşmanın nereye varacağını merakla bekliyordum: Ancak hemen ardından ekledi. “Ceren intihara meyilli bir çocuk.” Sözlerin devamını dinlemeyecek kadar huzursuzlandım. Derin bir nefes aldım. “Ne yapayım söyle bana çocuğumdan uzaklaştırmalı mıyım?”
“Çocuğun sorunu ne ?”diye sordum, “Neden intiharı düşünüyor? “Arzu biraz duraksadı, gözleri uzaklara kaydı ve usulca, “Anne sevgisizliği sanırım,” dedi. İçimde karmaşık bir sıcaklık yükseldi. Küçük bir adım, belki de hayat kurtaracaktı. “Hayır, onu yalnız bırakmamalısın. Ceren in yanında senin sevgin ve ilgini hissetmesi, belki de onu intihardan vazgeçirecek tek şey. “Çok şey yapabiliriz, Arzu’ cum” dedim. “Öncelikle iyi bir psikolog ve senin iyileştirici sevgin, ilgin… Ceren in annesiyle konuşarak başlayabilirsin. Biraz da kızla ilgili bilgi al.”
Kırtasiye de müşteri yoğunluğu konuşmamızı burada noktalamıştı. Arzu’yla aynı binada oturduğumuz için akşam Ceren le tanışmaya zaman ayırabilirdim.
Ertesi gün Arzu Ceren in annesini aradı. Ceren in ilgiye ihtiyacı olduğunu söyleyerek psikolog önerdi. Kadın hafif bir alayla güldü.
“Ne ilgisi daha Arzu Hanım? Biz zaten her şeyin en iyisini sağlayarak ilgileniyoruz. Daha ne yapalım? Her şeyi marka. Yediği önünde yemediği arkasında ki ben doktora götürdüm zaten… Ceren ilaç kullanıyor.
Kadının sesi buz gibiydi. Arzu konuyu daha fazla uzatmak istemedi. Sonraki günlerde
ne bir arama
ne bir merak,
ne de “Kızım nerede?” diyen bir ses…
Hiçbir şey.
Ceren in günlerdir evine gitmediğini fark eden kimse yoktu.
O gece Arzu, Ceren’e ilgisini gösterdi. Ağıran bileğine krem sürerken Ceren: “Arzu teyze, sen ne güzel ilgilisin. Annem hiç umursamazdı. Başından savardı. Merve senin gibi bir annesi olduğu için çok şanslı. “Arzu hafif bir gülümsemeyle cevapladı: “Merve hiç farkında değil ama.”
Bir gün Arzu, salonda otururken kapının eşiğinde Ceren belirdi. Gözlerinin altında uykusuzluk halkaları…
” Ben burada kalabilir miyim ” dedi.
Arzu şaşırdı.
“Ceren… Anneni ara,” dedi. “Ve artık burada kalacağını söyle. Eğer itiraz etmezse _ ki ben pek edeceğini sanmıyorum. Tabi ki kalabilirsin.” Ceren şaşkınlıkla baktı. Sanki biri ilk kez ona bir kapı açıyordu. Çekinerek telefon tuşlarına dokundu.
“Anne… Artık Arzu teyze de kalmayı düşünüyorum.”
“Sanki buradaymışsın da…,sen zaten bu evde yok gibisin. Kal, kalma… Bana ne fark eder? “Ceren telefonu kapattığında içindeki boşluk biraz daha derinleşti. Ev dediği yer ona çoktan kapılarını kapatmıştı.
Çocuklara yemek hazırlıyordum. Ediz ve Emre hem bana yardım ediyor hem de şakalaşıyorduk. Duyduğum sese bakmak için balkona çıkıyordum ki kapı zili uzun çaldı. Ediz kapıyı açtığında Merve çığlık atarak “Ambulans çağırın” diye bağırdı. Merve’nin arkasından yalınayak dışarıya koştuk. Kalbim duracak gibiydi. Ah güzel Ceren, Ne yaptın kızım! Ceren betona çakılmıştı. Körpe vücudu artık nefes almıyor gibiydi.
Ediz suni teneffüs yaparken ben çığlıklarımı kontrol edemiyordum. Ambulans geldiğinde sedyeye alırken ağzından birden bir sel gibi kan boşaldı. Ceren artık nefes almıyordu.
Mübaşir kapıyı aralayıp elindeki listeye baktı
” Merve Yıldırım, Perihan Ünlü” diye seslendi. Perihan Hanım adını duyar duymaz sanki bir zafer kazanmış gibi bakışlarını Merve’nin üzerinde gezdirerek içeri adım attı. Ben salonda olan biteni izlerken Hâkime Hanım ın tok sesi yankılandı.
“Şahit Jale Ak “Hızlıca bölmeye geçtim. Kürsünün soğuk ışığı üzerime düşerken, tanıdık o yargı salonu sessizliği bir anda ağırlaştı. “Yalnızca doğruyu söyleyeceğine yemin eder misin?”
“Yemin ederim” dedim, sesim olduğundan daha sakin çıkmıştı. “Verdiğin ifadede Ceren in daha öncede intihar girişiminde bulunduğunu söylemişsin.Arkadaşın Arzu’nun senden fikir aldığını söylemişsin. Böylesi özel bir konuyu herkesle paylaşması doğru mu sizce.
Doğruluğunu bilemem ama iyi ki anlatmış, yoksa burada şahitlik yapamazdım.
Arkadaşına ne önerdin?
Bir çocuk, hele ki böyle bir yaşta ( on üç) ,kendi karanlığıyla yalnız kalmamalı.” dedim.
Arzu ‘nun ilgisi, Merve ‘nin kardeşçe yakınlığı, elimizden gelen tüm iyi niyet… Hiçbiri, bir çocuğun annesinden alamadığı o sıcaklığı yerine koyamıyordu. Ve biz yine sorduk kendimize:
Onun çocuğu, bunun çocuğu ne fark ederdi. Evlatlar canımızı yakıyordu.










