Cengiz Aytmatov’un hepimizin yüreğine dokunan o unutulmaz sorgusuyla başladım güne: “Sahi, sevgi neydi?”
Etrafımızda, ruhumuza iyi gelen ve bizi huzurla dolduran harikalar var. Eğer farkındalığımız yüksekse ve biraz da seçici davranıyorsak, yıldızlar gibi parlayan güzelliklere rastlayabiliriz: badem tanelerine, orkidelerin zarafetine, şakayıkların coşkusuna… Sevginin kadını, erkeği, dişisi ya da kişisi yoktur; sevmenin dostluğu, arkadaşlığı cinsiyetsizdir.
Tıpkı muhteşem bir yemeğin damağınızda bıraktığı tat gibi, güzel sohbetlerin de insanın ruhunda derin bir izi kalır. O bal rengi sohbetler, ancak özlenen dostlarla bir araya gelindiğinde anlam kazanır. Doyulamayan söyleşilerle dolup taşar insan. Dünya bir an için durur, ama siz dönersiniz. Yanında değilse bile bitmeyen sohbetleri telefon ekranına sığdırmaya çalışırsınız; tıpkı sonu gelmeyen, yerleştirilemeyen bir valiz gibi…
Bazı sevgiler ise ağaç kökleri gibi derinlere sarılır. O kökler, sevginin toprağına sıkıca tutunur. Sevginin yalnızca derinliği değil, bir çatısı da vardır; gök kubbeye kadar uzanan bir koruma hissiyle kuşatır insanı.
Güvenle dolup taşar; saygı, o sevginin temel taşlarından biridir.
İlişkinin varlığı öylesine güçlüdür ki, uzun süre görüşmesen bile, içinden şöyle dersin: “O hâlâ var!” İçini çocukça bir sevinç kaplar, farkında olmadan gülümsersin. “İyi ki var, iyi ki hayatımda,” diye geçirirsin içinden. Sevgi, içinde yaşattığın ve büyüttüğün eşsiz bir değere dönüşür.
Siz bir aradayken her renk bir bütünün parçası olur; bir puzzle’ın eksiksiz tamamlanmış hâli gibi…
Kıymet Şahin










