Kibir duman gibidir; yükselir ama sonra yok olur.”
Bazı insanlar var…
Yürüyüşleri bile “ben farklıyım” der.
Ama içlerine bir bak, bomboş; ses çok, anlam yok!
Sanki gökyüzünü onlar yaratmış, biz de kiraya oturmuşuz gibi davranıyorlar.
Geçen gün bir yerde denk geldim; kadın öyle konuşuyor ki, sandım NASA’ya danışmanlık yapıyor.
Yok efendim şu markayı o keşfetmiş, bu fikri ilk o bulmuş…
İçimden dedim ki:
“Tamam ablacığım, sen dünyayı döndürüyorsun, biz sadece seyrediyoruz.”
Kibirli insanlar, aslında içi boş balon gibidir; ses çok, nefes az.
Tevazu gösterenleri de zayıf sanırlar.
Oysa bilmezler ki, en derin nehir sessiz akar.
Ben kibirli biriyle karşılaşınca hemen geri çekilirim.
Kendimi koruma içgüdüsü gibi bir şey oldu bu.
Çünkü o tepeden bakan gözler, içindeki eksikliği saklamaya çalışır hep.
Biraz dikkat edince anlarsın:
Kibirlilik, aslında “görülmeme korkusunun” maskesidir.
Bizim memlekette ne yazık ki bu tür çok.
Kendini yüce sanan, aslında gönlü dar olan…
Bir selamı eksik etse büyüklük taslar, bir söz söylense alınır ama kendi kalp kırar.
Ben artık uzak duruyorum.
Çünkü biliyorum; tevazu bir zarafettir, kibir ise ruhun pası.
Biri parlar, diğeri karartır.
Kibirli insan görünce içimden şöyle diyorum:
“Sen yükseklerde kal canım, ben yeryüzünde insan olmayı seçtim.”
Sonra usulca kahvemi yudumluyorum…
Çünkü biliyorum, bazıları tepeden bakarak büyüdüğünü sanır,
ben kahvemin dibinde bile gökyüzünü seyreder tevazuyu bulurum. ..
Kıymet Şahin










