Saatli Bombanın Zembereğinde
Ömür ileriye doğru akmaz aslında; her geçen saniye, eksilen bir hazine gibidir. Doğduğumuz anda basılır zaman denen geri sayım sayacının pimine ve o andan itibaren varoluş, kendi ritmiyle işlemeye başlar. Daha çok kurulmuş bir zemberek gibi, adım adım geriye sararken zamanı; ömür, kendi yasasıyla açılır ve kapanır. Günleri yaşarken, onları tüketmekten ziyade anlamlandırırız. Kimileri fark etmez, kimileri fark eder ama dile getirmez; nefes alır, zamanın akışına tanıklık eder ve bu akışın içinde kendimizi ararız.
Hayat, sessiz bir saatli bomba misali işler; görünmez ama acımasızdır, gülüşlerimizi, sevinçlerimizi, hatta gözyaşlarımızı bile sayar. Gelecek, umutlarla dolu bir belirsizlik gibi görünse de aslında geri sayımın gölgesinde şekillenir.
Çocukluk, zamanın yavaş aktığı bir yanılsamadır. İlk adımlarımız, kelimelerimiz, oynadığımız oyunlar… O anne kucağı, o gülüş, o küçük mutluluklar, sayacın her tik takında daha değerli hâle gelir; ömür sessizce ilerlerken her saniye aynı sessizlikte tükenir.
Kader Çarkı yükselir ufukta. Ne sen durdurabilirsin onu ne de yönünü değiştirebilirsin. Sadece döner; kimi zaman seni yukarı taşır, kimi zaman en dipte unutur. Hayat artık yalnızca bir geri sayım değildir, aynı zamanda bir savruluştur. Bu savruluşun en güçlü yankısı, Carmina Burana’nın O Fortuna’sındaki gibi eksilen bir sayaç olmaktan çıkar; dönen bir çarkın içinde sürekli yer değiştiren bir varoluşa dönüşür.
İşte bu döngünün farkına varmakla başlar yetişkinlik ve olgunluk. Hayallerimiz, ertelediğimiz sözler, planlarımız… Hepsi bu dönüşün ve geri sayımın gölgesinde yeniden anlam kazanır. “Daha sonra” diyemeyiz; her gecikme, çarkın bir tur daha dönmesi, zamanın biraz daha yer değiştirmesi demektir. Sevdiğimiz birine sarılmak, bir hayali gerçekleştirmek, bir sözü söylemek… Hepsi, o döngünün içinde bize tanınmış anların kıymetini bilmeyi gerektirir.
Geri sayan ömür hem korkutucu hem öğreticidir; insan çoğu zaman onun varlığını unutur. Günlük rutin, alışkanlıklar, meşguliyetin tuzakları… Hepsi, saatli bombanın sessiz tik taklarını duymamızı engeller, zamanı gözden kaçırmamıza neden olur. Ve bir gün fark etmeden, beklemediğimiz anda, saat sıfırlanır…
Belki de en büyük bilgelik, geri sayımı kabul etmekle başlar. Zamanın tik takları, her adım ve her nefesi bilinçle atmayı gerektirir. Kaybolan zamanı durdurmakta değil; onun farkında olarak, onu değerli kılmakta yatar. Her an; geri sayımın gölgesinde bir armağan hâline gelir; her nefes, yaşamın kendi ritminde atılmış bir kalp vuruşudur. Zamanın acımasız ilerleyişi, insanı her anın değerini fark etmeye zorlar.
Ve belki de insanın en büyük yanılgısı, zamanın kendisine ait olduğunu sanmasıdır. Oysa zaman, kimsenin değildir; biz sadece onun içinden geçeriz. Ne bir anı geri alabiliriz ne de bir saniyeyi ileriye taşıyabiliriz. Sahip olduğumuzu sandığımız her şey, aslında bize emanet edilmiş kısa bir andan ibarettir. Bu yüzden hayat, tutulacak bir şey değil; hissedilecek, yaşanacak ve fark edilecek bir geçiştir.
Tik tak…
Pimi çekildi ömürlerimizin, zaman geriye doğru akıyor hiç durmadan. Bizden sonraya yalnızca, yüreklerimizdeki cesaret ve anıların solgun yansıması kalacak. Ve saatli bombanın zembereğinde dönmeye devam edecek hayat…












