Avram Ventura ile Deneme Üzerine Keyifli Bir Söyleşi & Buket Işıkdoğan Köse
Bu haber 2341 kere okundu.

Deneme, edebiyat dünyasında söz söyleme özgürlüğüyle öne çıkan, okurla sohbet niteliği taşıyan önemli bir alan. Bu alanın donanımlı adlarından şair-yazar Avram Ventura ile denemenin önemi, yazınsal özelliği, edebiyat dünyasındaki yeri ve geleceği üzerine söyleştik.

Öncelikle şair kimliği ile tanınan, bilinen Ventura’nın 60 yıldan beri deneme yazdığını da öğrendim.

Bu söyleşimizi de deneme üzerine yoğunlaştırdık.

İlk sorum da bu uzun yolculuğun başlangıcına, gelişimine ve bugününe dair olsun deyip  “deneme” yolculuğunu sordum.

Deneme yazmaya başlayalı neredeyse altmış yıl oldu. O dönemlerde şiir yazarken farklı gazete ve dergilere düz yazılar da göndermeye başlamıştım. Ancak ilk yazdıklarımı tam anlamıyla; deneme olarak nitelendiremem, daha çok birer düz yazı olarak görüyordum.

Yazılarımın basıldığını görmek beni cesaretlendirdi ve bu alanı daha fazla araştırmaya, yazmaya teşvik etti.

İlk denemelerim, okuduğum kitaplardan ve günlük olaylardan beslenirken zamanla sınırların ortadan kalktığını fark ettim. Çünkü insana dair her şeyin yazılabileceğini ve okurun ilgisini çekebileceğini gördüm. Bu türü seçmemin en önemli nedeni, yazarken tümüyle özgür olabilmem.

Bazı yazarlar ise deneme türünün belirsizliğinden dolayı zorlayıcı olduğunu düşünüyor.

Net bir çerçevesi olmadığı için, konunun nereye varacağını kestirememenin yazma sürecini zorlaştırdığı söylenebilir. Ancak bana göre, işin güzel yanı da bu özgürlük içinde kaybolmamak öyle değil mi?

Odak noktasında yer aldığımda ya da olayları bir izleyici olarak aktardığımda, duygu ve düşüncelerimi hiç sakınmadan katabiliyorum.

Kuşkusuz bu konuda ne denli başarılı olduğumu okurlar söyleyecektir.

Günümüzde deneme türünün edebiyat dünyasındaki yerini nasıl görüyordu Avram Ventura? Okur ilgisini nasıl değerlendiriyordu?

Deneme aslında herkesin sevdiği bir tür; ama çoğu insan bu yazıları deneme olduklarını bilmeden okuyorlar. Bana göre bunun en önemli sebebi, okullarda bu türün üvey evlat muamelesi görmesi ve öneminin yeterince vurgulanmaması. Edebiyat denince roman, öykü ve şiirden söz edilir; oysa deneme, anı, mektup, günce gibi türler nedense göz ardı edilir.

Oysa bu türler okurun düşünce dünyasını zenginleştiren unsurlardır öyle değil mi?

Elbette. Bu zenginliğin alt yapısını almamış bir okur, ancak kendi çabasıyla bu türü izleyebilir, sevebilir.

Öte yandan bazı eleştirmenler, denemenin daha çok kişisel görüşlere dayandığını ve akademik bir disiplin taşımadığını savunuyor. Onlara göre, edebiyatın esas gücü kurgu eserlerde yatıyor.

Ancak ben denemenin, bireysel bakış açılarının çeşitliliğiyle okuru geliştirdiğine inanıyorum.

Peki; deneme yazarken nelere dikkat edersiniz? İlhamınızı nereden alırsınız? Okuyucuya vermek istediğiniz temel mesaj nedir? diye sorunca, Ventura “ilham” sözünün kapısını aralama gereği duydu, düşündü, dinginlikle yanıtını sıraladı:

Deneme yazarken kesin kurallar koymuyorum. Her yazı, kendi çerçevesinde farklı bir şekilde ele alınabilir. Önemli olan okurun ilgisini uyandırarak son satırına kadar okutabilmektir.

Bunun için kullandığım dil kadar, tümce yapısı, içtenliği ve gerçekliği okuru daha çok bağlar. Bu yüzden okumalarım, gözlemlerim ve yargılarımla kendimi geliştirmek zorundayım.

Denemelerimin başta beni geliştirdiğini söylemek isterim. İlham deyince: Aslında sürekli bir arayış içerisindeyim. Kitaplar, insanlar, kimi zaman bir söz, kimi zaman bir ses ya da dize, yazmak için bir dürtü olabiliyor. Okuru da duygu ve düşüncelerime ortak edebiliyorsam ne mutlu bana!

Ancak bazı yazarlar, ilhamın bir yere kadar önemli olduğunu ve disiplinli yazma alışkanlığının daha belirleyici olduğunu söylüyor. Onlara göre, ilhama bağımlı olmak yerine düzenli yazma pratiği yapmak daha sürdürülebilir bir yol.

Yazılarınızda bireysel mi yoksa toplumsal konulara mı daha çok odaklanıyorsunuz, diye sorsam?..

Daha önce de belirttiğim gibi kendimi hiç sınırlamıyorum. Konu nasıl gelirse, nasıl gelişirse, benzer ya da karşıt düşünceleri de konuk ederek yazmaya çalışıyorum.

Bazı yazarlar ise tam tersine, denemenin daha çok bireysel deneyimlere odaklanması gerektiğini düşünüyor. Toplumsal konulara değinmenin, gazeteciliğe daha yakın olduğu görüşündeler. Ancak ben, her iki yaklaşımın da okura farklı açılardan katkı sağladığını düşünüyorum.

Günlük hayatınızın yazım sürecinize nasıl bir etkisi oluyor? Yazılarınızı besleyen belli Kaynaklar var mı?

Çocuklarımın gelişme sürecinde, aynı zamanda iş hayatının getirdiği yükümlülüklerle yazmak elbette ki kimi fedakârlıkları gerektiriyor. Ama ben yazmaktan keyif aldığımdan, hiçbir şey engel olmadı. Aksine yoğun olduğum dönemlerde daha verimli olduğumu söyleyebilirim. Belki de o yoğunluğun getirdiği birikimler duygu ve düşüncelerimi kışkırtmış, tetiklemiş de olabilir.

Deneyimli, birikimli şairlere, yazarlara hep sorulur. Günümüzde okurların edebiyata yaklaşımı, görüşü merak edilir. Açıkçası ben de hem bu konuyu hem de küreselleşen dünyamızda hızla gelişen dijitalleşme sürecinin edebiyata etkilerini?..

Ekonomik sorunların çoğaldığı bir dönemde, kitap satışlarının, okur sayısının bundan etkilenmemesi düşünülemez.

Dünya kitap okuma sıralamasındaki yerimizi biliyoruz. Seksen beş milyon insanın yaşadığı bir ülkede, okurlar parmakla gösteriliyorsa, buna nasıl bir yorum yapabilirim.

Dijitalleşmeye gelince: Geçenlerde yaşadığım bir olayı anlatayım. Lise ikinci sınıfta okuyan torunumla konuşuyordum. Konu denemelerime gelmişti. Bir yazı için günlerce kafa yorduğumu, istersem birkaç saniyede bilgisayardan aynı sonucu alabileceğimi söyledi.

Öyle ki benden bir konu istedi. Konu başlığıyla birlikte birkaç veriyi yazdıktan çok kısa bir süre sonra bilgisayarından çıkan bir denemeyi bana okuttu. Evet dedim, yeterli bilgiler var; ama benim duygu ve düşüncelerim eksik, demiştim.

Çok haklısınız bu konuda size katılmamak mümkün değil. Bazıları yapay zekânın yazı üretme sürecine büyük katkılar sunduğunu savunuyor. Otomatik yazım programları, dil analizi ve yazım hatalarını düzeltme konularında büyük kolaylık sağlıyor. Ancak bir makinenin, insanın deneyimlediği duyguların derinliğini yakalayabilmesi şimdilik mümkün değil.

Türk ve dünya edebiyatında en çok etkilendiğiniz yazarlar kimler? Onlardan nasıl ilham alıyorsunuz?

Deneme deyince öncelikle isim babası olarak Montaigne’i anmak gerekir. Kendinden söz ederken, aslında bütün insanları anlattığını söylüyor. Onun yanında Plutarkos, Bacon, Alain gibi klasikler yanında dünya edebiyatında günümüz yazarlarının birçoğu yazdıkları denemeleriyle de okurun ilgisini çekmişlerdir.

Ülkemizden de örnek verecek olursam: Salah Birsel, Nermi Uygur, Azra Erhat, Onat Kutlar ilk aklıma gelenler… Her biri bana bir bakış açısı sağlamıştır.

Edebiyat dünyasında yeni yazmaya başlayanlara, yazıya, denemeye heves edenlere mutlaka önerileriniz vardır öyle değil mi?

Biliyorum, sıradan bir öneri olacak. Öncelikle okumak, çok okumak! Dolmadan boşalamayız.

Ben her gün en azından 150 -200 sayfa okumaya çalışıyorum. Bunların esin kaynağı olmaları yanında, farklı biçemleri deneme fırsatı veriyorlar. Ayrıca yeni başlayanlara ustalığa ulaşıncaya kadar, çıraklık ve kalfalık dönemlerini sabırla aşmaları gerektiğini söylemek isterim.

Çok okumaktan ziyade çok yazmanın daha önemli olduğunu düşünen yazarlarımızda var elbette. Onlara göre, yazı süreci sadece bilgi birikimine değil, aynı zamanda pratik yapmaya dayanıyor. Bense, her ikisinin de dengenin anahtarı olduğuna inanıyorum.

Biliyorum ki 60 yıllık birikimin, deneyimin, ustalığın, üretimin adresi sevgili Avram Ventura’nın bize söyleyeceği, öğreteceği daha çok şey var.

Ne güzel; deneme türünün özgür ruhunu, sınırsız dünyasını bir kez daha gözler önüne serdi. Yazının; özünde samimiyet, düşünce ve duygunun iç içe geçmesi olduğunu bize bir kez daha anımsattı.

Bu güzel sohbet, söyleşi için kendisine çok teşekkür ediyorum.

728×90 – Üst (1)
160×600 – Sol Kayan
160×600 – Sağ Kayan