Bugün Gaziler Haftası.
Gazi dediğimizde çoğu zaman aklımıza savaşta ya da çatışmada yaralanmış, ülkesini korurken bedel ödemiş insanlar geliyor. Oysa gazilik, yalnızca bedensel bir yaralanmanın tanımı değildir. Bir insanın hayatının bir anda değişmesi, alışkanlıklarının, çalışma biçiminin, sosyal çevresinin ve geleceğe dair planlarının yeniden şekillenmesi anlamına da gelir.
Gazi; savaşta, çatışmada veya görev sırasında yaralanarak hayatta kalan ve bunun izlerini bedeninde ve çoğu zaman ruhunda taşıyan insandır. Fakat bu tanımın ardında, resmi belgelerde ve istatistiklerde kolayca görünmeyen başka bir gerçek daha vardır: Yaralanmadan sonraki hayat.
Çünkü asıl mücadele bazen eve dönüldüğünde başlar.
Yeni bir bedene, yeni bir yaşam biçimine, yeni sınırlara alışmak zorunda kalmak kolay değildir. İnsan yeniden yürümeyi, yeniden çalışmayı, günlük yaşamın en basit ihtiyaçlarını bile yeniden öğrenmek zorunda kalabilir. Bazen bir merdiven, bazen bir kaldırım, bazen bir işyeri, bazen de toplumun bakışları aşılması gereken bir engele dönüşür.
Ve bütün bunların yanında görünmeyen bir mücadele daha vardır: psikolojik iyileşme.
Bir uzvunu kaybetmek yalnızca fiziksel bir kayıp değildir. İnsan, bedeninin bir parçasını kaybederken hayatının alıştığı düzenini de kaybedebilir. Özgürlüğü, bağımsızlığı, kendine güveni ve geleceğe ilişkin tasarıları sarsılabilir.
Bunu yalnızca gaziler üzerinden düşünmek de eksik kalır.
Hastalık veya kaza nedeniyle uzuvlarını kaybeden insanların yaşadıkları da benzer bir mücadeleyi içerir.
Bunu çok yakından biliyorum.
Şeker hastalığı nedeniyle bacağının dizden aşağısını kaybeden can dostumla geçirdiğimiz günleri hâlâ unutamıyorum. O günlerde yaşadığımız çaresizliği, korkuyu, belirsizliği ve yeni bir hayata hazırlanmanın ne kadar ağır olduğunu bugün bile kelimelere dökmekte zorlanıyorum.
Önce yaranın iyileşmesini bekliyorsunuz. Sonra hareket edebilmenin yollarını düşünmeye başlıyorsunuz. Aylar boyunca yatağa ve bakıma bağımlı kalabiliyor, daha sonra değneklerle yeniden hareket etmeyi öğreniyorsunuz. Ardından protez süreci başlıyor. Fakat protezin takılması, hikâyenin sona erdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, yeni bir öğrenme süreci başlıyor.
Ayağa kalkmak… Denge kurmak… İlk adımı atmak… Yürümeyi yeniden öğrenmek…
Bunların her biri, sağlıklı bir insan için farkına bile varmadığı kadar sıradan; uzvunu kaybetmiş bir insan için ise büyük bir mücadele olabiliyor. Üstelik bu mücadele yalnızca fiziksel değil. Protezler söz konusu olduğunda başka bir gerçeklikle daha karşılaşıyorsunuz: maliyet.
İhtiyaca, teknolojiye ve işlevselliğe göre protezlerin özellikleri değişiyor. Daha gelişmiş, daha işlevsel ve kişinin günlük yaşamını daha fazla kolaylaştırabilecek çözümler ise çoğu zaman daha yüksek maliyetler anlamına geliyor. Kamu tarafından karşılanan desteklerle kişinin kendi imkânlarıyla ulaşabileceği protezler arasında farklar bulunabiliyor. Maddi imkânı olmayan bir insan için ise bu fark, yalnızca teknolojik bir fark olmaktan çıkıyor; doğrudan doğruya hayat kalitesini etkileyen bir meseleye dönüşüyor. Çünkü daha iyi bir protez bazen daha rahat yürümek değildir sadece. Bazen işe gidebilmek. Bazen tek başına dışarı çıkabilmek. Bazen çocuğunun elinden tutabilmek. Bazen yeniden sosyal hayata karışabilmek… Bazen de “Ben hâlâ kendi hayatımı yönetebiliyorum.” diyebilmek demektir.
Bu nedenle uzuv kaybı yaşayan insanların ihtiyaçlarını yalnızca sağlık hizmeti olarak görmek yeterli değildir. Rehabilitasyon, psikolojik destek, erişilebilirlik, istihdam, eğitim, sosyal yaşam ve ekonomik destek birbirinden ayrı düşünülemez.
Gazilerimiz açısından ise mesele çok daha özel bir anlam taşır.
Gencecik yaşlarında görevleri sırasında uzuvlarını kaybeden insanların önlerinde yaşayacakları uzun bir hayat var. Onlara yalnızca saygı göstermek ve minnet duymak yetmez. Bu hayatı daha bağımsız, daha erişilebilir ve daha yaşanabilir hale getirmek gerekir. Devletin görevi ihtiyaç duyulan desteği kapsamlı ve sürdürülebilir biçimde sağlamak; toplumun görevi ise acıyarak değil, saygıyla yaklaşmak ve hayatın içinde yer açmaktır.
Gaziler Haftası’nda yalnızca gazilerimizi hatırlamayalım. Onların hayatlarını bundan sonra nasıl kolaylaştırabileceğimizi de düşünelim. Çünkü bazı fedakârlıkların karşılığı ödenemez. Ama o fedakârlığın ardından yaşanacak hayatı daha güzel hale getirmek bizim elimizde.
Buket Işıkdoğan Köse














