Doğma büyüme bir İstanbul çocuğu olarak bu yazımda İstanbul insanının geçmişte adeta bir uğrak yeri olan ‘Lebon ve Markiz Pastanelerinden bahsedip evvel zamanın yaşamını tekrar ederek Nostaljik esintilere gitmek istedim.
Yer İstanbul’un renkli semti meşhur Pera’da konumlanmış Markiz pastanesi.. İstanbul’un en ünlü davet, balo, pastane, şekerci, çay salonu ve lokanta mekânlarından.. Lebon bir marka yaratarak o dönem ve sonrasında hafızalardan silinmeyecek “Chez lebon, tout est bon” yani Türkçe karşılığı olan “Lebon’da her şey iyidir” tekerlemesiyle dillere pelesenk olan bir mottoya sahiplik kazanmış.
Geçmişte yaşamış insanların hep ilgisini çekmiş bu mekânın Fransız drajeleri, bonbonları, şarapları, garsonları ve hizmet kalitesinin yanı sıra; Alexandre Vallauri tarafından tasarlanmış iç mekân dizaynı ile de hafızalarda yer edinmiş ve yıllarca şehrin tek markalarından biri olmuştur. Limogos ve Havilland porselenlerinin, Degugis Kristallerinin ve Christofle yemek takımlarının yanı sıra 1920’lerde Avrupa’dan getirtilen “Art Noveau” fayans duvar panoları da pastaneyle bir bütünlük sağlamış.
Şehrin modernleşme pratikleri açısından ilklere ev sahipliği yapan Pera’daki Lebon Pastanesi öyle vazgeçilmez bir mekân olmuş ki 19. Yüzyılın 2.ci yarısına gelindiğinde edebiyat dünyamızın ünlü simalarına konukluk etmiş. Ahmet Haşim, Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit gibi yazar ve şairlerimizin buluşa noktası olmuş. Eskilerin Beyazıt’taki bulunan Küllük Kahvesi, yerini her şeyiyle modern Fransız kafesi olan Lebon Pastanesi’ne bırakmış.
Lebon Passage Oriental’da 1940 yılına kadar yerini koruyabilmiş, daha sonrasında Taksim’deki Kumbaracı Yokuşu’ndaki yeni yerine geçince şimdilerde boş ve hüzünlü gözlerle baktığımız Markiz Pastanesi’ne devredilmiş. Markiz Pastanesi ünüyle Lebon Pastanesini unutturup Pera’nın vazgeçilmez pastanesi ve buluşma mekânı olarak anılmaya devam etmiş..
Eski değerlere vefalı olmayı erdem edinelim. Vefa, sevginin ve geçmişe dönük değerlerimizin en güzel ifadesi olsun.
M. Sabri Danabaş












